X


'GERİ' DÖNÜŞÜM: EXCELSIOR MILANO VE DIMORE STUDIO

image banner

Eskisi: Giuseppe Rausa / Yenisi: Meryem Bursalı

Tarihi sinemaların alışveriş merkezine dönüşmesi global bir kader olsa gerek. Bundan payını Milano'nun tarihi sineması Excelsior da aldı.

Excelsior, 1928'de kapılarını ilk olarak tiyatro olarak açmış. Zaman içinde tiyatrodan sessiz sinemaya, sessiz sinemadan da sesli sinemaya geçiş yaparak 1940'lardan 2007’ye kadar Milano'nun önde gelen sinemalarından bir tanesi olmuş. 2011’de, 7 katlı ve toplam 4bin metrekarelik bir alışveriş merkezine dönüştürüldüğünde proje sahibi ünlü mimar Jean Nouvel idi.

Özel seçki ürünleriyle Milano’nun alışveriş dünyasında kısa sürede ikon haline gelen Excelsior, 2018’in Eylül ayında yepyeni bir yüzle müdavimlerinin karşısına çıktı. Ancak bu sefer proje sahibi Milano merkezli Dimore Studio.

Eklektik tarzıyla meşhur Dimore Studio, son dönemlerin en talep gören tasarım ofislerinden bir tanesi. Renk kullanımındaki cesareti ve desenli halılarıyla Excelsior Milano’da da kendine has stilini öne çıkarmayı başarmış.

Binanın sadece 4 katına uygulanan yeni konseptin unsurları bütün katlarda aynı. Ancak her katı farklı bir tarzda. Bu farklılıklar geometrik şekiller, renk, desen ve malzeme değişikliği ile gösterilmiş.

Dimore Studio, Jean Nouvel’in eseri olan dış kabuğa özellikle dokunmamış, böylece kendi tarzını epey görünür kılmış. Koyu gri ve metalin hâkim olduğu mevcut mekâna renkli halılar döşeyerek kasten bir zıtlık yaratılmış.

Bu 'zıtlık' seçilen malzemeler ile satılan lüks ürünler arasında da göze çarpıyor. Gucci ayakkabıların ucuz süngerler üzerinde teşhir edilmesi, pahalı çantaların bir köşede üst üste yığılmış olması, konteynerlere atılmış olan bir sürü kıyafet... Lüks mağaza klişesinden son derece uzak, asi denebilecek bir yaklaşım söz konusu.

Fotoğraf: Meryem Bursalı

İnşaat iskelesi boruları, teşhir sisteminin temelini oluşturuyor. Yatay ve dikey kullanılan borular yer yer askılık, yer yer teşhir düzlemine iskelet, yer yer soyunma kabinleri ve kasa için konstrüksiyon görevinde.

Fotoğraf: Meryem Bursalı

Diğer malzemelerin seçimi de inşaat borusunu yalnız bırakmayacak basitlikte. Kontrplak, sünger, keçe, beyaz neon ışık bunlardan sadece birkaçı. Resmen ‘ucuz malzemeler’ ile ‘pahalı marka ürünler’ arasında ironik bir dostluk kurulmuş.

Katlardaki kategorik ayrımlar, renk ve desen seçimlerinde öncü olmuş. Giriş kat zemini, boydan boya çiçek desenli halı ile döşeli.

Fotoğraf: Paola Pansini

Fotoğraf: Meryem Bursalı

Aksesuar stantları da halıdaki renk skalasındaki renklerle birbirini tamamlıyor. Boru strüktürün üstüne 'öylesine' atılmış gibi duran çizgili kumaşlar plaj kabinlerini andırıyor.

‘Sokak modası’ katında renkler daha mütevazı. Yine bütün zemini kaplayan koyu gri halı bu sefer pötikare desenli. İnşaat boruları lineer bir askı sistemi oluştururken, kolonlardaki yatay boyamalar Rothko tablolarını anımsatıyor.

Fotoğraf: Meryem Bursalı

Fotoğraf: Meryem Bursalı

Kıyafetler, orta alandaki beyaz mini karo baskılı masaların üzerinde, kâh plastik depolama kutularında kâh yığınlar halinde teşhir edilmiş. İnsan kendini mahalle pazarında gezintideymiş gibi hissetmiyor değil.

Fotoğraf: Paola Pansini

Erkek giyimine ayrılan kattaki düz mavi halı, renkli lineer çizgilerle hareketlendirilmiş. Kontrplaktan oluşturulan soyunma kabinleri, mekânın ortasına yerleştirilmiş.

Fotoğraf: Paola Pansini

Fotoğraf: Meryem Bursalı

Kabinlerdeki bu basit çözüm kasa tezgahında da uygulanmış. Kasanın tepesinden sarkan ve disko topunu andıran metalik küre konseptin eğlenceli unsurlarından.Fotoğraf: Meryem Bursalı

Burada ’içeriden’ küçük bir bilgi vereyim; Dimore Studio, Milano Mobilya Fuarı esnasında verdiği partilerle de meşhur. Onları DJ kabininde görmek bile mümkün.

Eğlenceli unsurlar kadın giyim katlarında bir tık daha fazla gibi. Bu hissi veren duvardan duvara döşeli turuncu puantiyeli halı olabilir. Halının hâkim olduğu bir ortam var, nitekim basamakların üstü de halıyla kaplanmış.

Fotoğraf: Meryem Bursalı

Bu halı kaplı basamaklara yerleştirilen vintage tribün oturma birimleri ise soluklanmak için birebir. Oturup karşıya bakınca, askı görevindeki borular daha net seçilebiliyor. Borular bu sefer lineer değil, dairesel kullanılmış.

Fotoğraf: Paola Pansini

Asılı kıyafetlere bakmak için askıların arasında gezerken kendimi atlı karıncadaymışım gibi hissediyorum. Sanki bu katın bir gizli öznesi var… Lunapark. Tavandaki beyaz florasanlara sarıları da eklenmiş ve kolonlar da dikey olarak ışıklandırılmış.

Fotoğraf: Meryem Bursalı

Soyunma odalarına gelince, inşaat borularından oluşan bir başka konstrüksiyona üstünkörü atılmış gibi duran keçe kumaşlar ile mahremiyet sağlanmış. Kumaşın, giriş kattaki teşhir birimlerindeki gibi gevşekçe yerleştirilmiş olması yine plaj kabinlerini hatırlatıyor.

Fotoğraf: Meryem Bursalı

Keza kasaya ayrılan alan da aynı mantıkla yapılmış. Bu kata sıcak tonlar hâkim. Kullanılan metalin rengi pirinç ve kasa bununla kaplanmış. Tezgâhın üstüne yerleştirilen Flos marka Taccia lamba, Milano tasarım duayenlerinden Castiglioni’ye bir saygı niteliğinde.

Fotoğraf: Meryem Bursalı

Kadın giyimin üstündeki asma kat, aksesuar yani ayakkabı ve çantaya ayırılmış. Alta kattaki sıcak renkler ve geometrik oyunlar burada da devam ediyor. Halı bu sefer turuncu-bordo diyagonal çizgilerden oluşuyor.

Fotoğraf: Meryem Bursalı

Orta alandaki kocaman puf, bordo kadifeyle kaplı. Pufun üzerine atılmış turuncu saten yastıklardan ve oryantal stil büyük aydınlatma biriminden yola çıkarak ortamı biraz Binbir Gece Masalları’na benzetiyorum.

Fotoğraf: Meryem Bursalı

Kocaman pufu çevreleyen teşhir birimleri yine inşaat borularından, bu sefer camlı raf sistemi kurulmuş. Asma katın aşağıya bakan boşluk kısmındaki mor renkli küçük puflar ise teşhir görevi görüyor.

Fotoğraf: Meryem Bursalı

Açılış gecesinde, Excelsior’un 6 ay sonra bu binadan temelli çıkacağını öğrendim. Kulağıma çalınan bu haber, projedeki malzeme seçimine anlam katıyor. Basit kombinasyonlarla yaratılan konsept, nitelikli bir pop-up mağaza tasarımına güzel bir örnek olmuş.