X


image banner

KELİMELERİN PEŞİNDE...
A zim    Motivasyon, bir işi severek yapmak için sonuna kadar uğraşmak, denemek. 
             Mimarlıkta olmazsa olmaz... 
Y arış    Bana çok sevimsiz geliyor, çünkü hep bir kazanan ve kaybeden var.
             Çocukluğumu, sınavları hatırlatıyor.
Ş ans    Bence enerji, insanın istediği şeye karşı duyduğu enerji.
İ lgi        Sevmek...
N aif      Çıtı pıtı bir kız geliyor aklıma... İncelik, zarafet...

S üs       Olmazsa olmaz, maalesef...
E zber    Bu da çocukluğumu hatırlatıyor, kendinizi bir şey için zorlamak.
V akit     En kıymetli, bence her şeyden daha değerli olan.
G üç       Bilgi... Bir şeyi iyi bildiğinizde çok güçlü oluyorsunuz.
İ z          Mimarlık iz bırakmak olarak tanımlanır hep. Bence bıraktığın iz yapının kendisi
              değil de yapının bıraktığı his... İz olarak kıymetli olan o.

K arar     Hep zor, çünkü hep iyi ve kötü tarafı var.
A lkış      Dinlenmek... Çabanın sonundaki kendini şımartma anı.
R enk     Çok severim. Hayatın enerjisi...
A kıl        Bilgelik, kendini donatmak...
K ahraman     Tabii ki aileler...
U fuk       Sakinlik, dinginlik...
R ol         Hayatta farklı rollerimiz var. Bu roller birbirinin zıttı da olabiliyor. İnsan karakteri
               de bunların bir bütünü.
T ravma  Bence ancak duygularla alakalı olabilir.

DAHA İYİSİ NASIL OLUR?
+Mimarlık eğitimi
Aldığımız eğitimden yola çıkarak yorumladığım ve üzerine düşündüğüm bir konu bu. Keşke farklı farklı yerlerde eğitim görüp hayatımdaki karşılıklarını yorumlayabilseydim. Benim aldığım eğitim çok hırpalayıcı bir eğitimdi. Mimarlık çok sevilerek yapılması gereken bir meslek. Ben mimarlığı çok bilmeden fakülteye girdim. Hiç bir mimar tanımıyordum. O yüzden sevmem vakit aldı. Mimarlık yapmanın tüm şehir ve insanlar üzerinde etkisi olduğu için hocalar bunun sorumluluğuyla sevmiyorsanız yapmayın dercesine eğitimi sürdürüyorlar. Bu da bizim hislerimizi örseleyip sürece korkuyla bakmamıza sebep oluyor. Oldu mu olmadı mı... Sonuç ürününün nasıl gözüktüğü üzerinden bakıyoruz. Oysa, aslında görsel bir şeyleri kopyalamaktan ziyade binaların içinde yarattığımız hislere odaklansak, bu fikirle yola çıksak bence daha iyi olur. Diğeri zaten elde edilebilir günümüzde. Bence mimarlık eğitiminde mimarın sorumlulukları, binaların içinde yaşayan insanların düşünceleri es geçiliyor. Bu durum bir takım yetenekli öğrencilerin sivrilmesi ve diğerlerinin meslekte geri kalmış gibi hissetmeleriyle sonuçlanıyor. Mimarlığın öğrenilebilir, yapılabilir, uygulanabilir parçalarının diğerleri ile aynı ağırlıkta verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Öğrenci yaptığı işin ilerlenebilir bir alan olduğunu görsün, bu konuda heves duysun ve kendi yapabileceği şeylerle özdeşleştirsin. Başka örneklere bakıp öykünmesin, daha hissi, daha basit, daha teknik, daha öğrenilebilir kısımlarının da mimarlık için ne kadar önemli olduğunun hatırlatılması gerektiğini düşünüyorum öğrencilere. Teorik kısmın daha ağırlıkla verilmesi gerektiğini düşünen öğretim görevlilerine saygı duyuyorum.

Ama ben mesela Burdur’dan gelmiş bir insanım. Burdur’dan ODTÜ kampüsüne geldiğimde yaşadığım şoku düşünün.  Burdur’da 4 yıl tip lisede okumuş ve hayatında tip lise ve klasik apartman yapısından başkasını görmemiş bir insanım. Bunu o insana vermeniz çok zor. Vermediğiniz zaman da insanın meslekten soğumasına, geri çekilmesine sebep oluyor. Oysa bunun zamanla eğitilebilir bir şey olduğunu, temel kuramlarla tutarlı bir yapı yapmanın çok kıymetli olduğunu, illa çok değişik bir şey yaratmanın, illa star olmanın gerekli olmadığını vurgulayan bir eğitimin, bu kadar çok mimarlık fakültesi ve bu kadar çok aynı yeteneğe sahip öğrenci varken, çok önemli olduğunu düşünüyorum.

+Kent
Kentin daha iyisi daha fazla boşlukla olur. Doluluklar değil, boşluklardır düşünülmesi gereken. En küçük birimden en büyük birime yaptığımız her şey imkanlar dahilinde sınırsız ve yapılabilir. Her şeyin en iyisini ve en lüksünü yapabiliriz, buna çabalıyoruz, ama yapamadığımız şey onun içinde bulunduğu ortamın niteliği. Bu maalesef hep daha kötüye gidiyor. Mesela bir evi  alırken içine bakıyoruz ama bahçesine bakmıyoruz. Oysa asıl zor olan o. Kentte de boşluk çok kıymetli. Park olabilir, bahçe olabilir, sokak olabilir, cadde olabilir... Keşke daha fazla yürüyerek yaşayabileceğimiz kentlerimiz olsa. Mesela benim Ankara’da Çayyolu gibi yeni kentleşen bir yerde yaşamama rağmen hiç bir noktaya yürüyerek ulaşmama imkan yok. Bu da oldukça çok can sıkıcı.

+Mimari
Eğitimde söylediğim şeyin aynısı bence, daha iyi mimarlık insanın o yapıyı hem içeriden hem dışarıdan iyi hissetmesiyle olur. Bir mimari problem karşısında bir çözüm üretiyoruz. Çözümde, içinde daha iyi hissedeceğimiz mekan olarak nitelendirdiğimiz mekandan ziyade, yapıldıktan sonra, bambaşka noktalar bizi daha mutlu etmeye başlıyor. Bu tabii mimarinin bir contextini göz ardı ederek yapmamızla alakalı. Bence bu ezberleri her yere uyguluyoruz çünkü mimarlıkta sadece tasarım kriterleriyle ilerlemiyoruz, bir sürü teknik ve ekonomik kısıtlarımız var. Bu da bizi öğrendiğimiz kriterlerden daha fazla baskı altına alıyor. Bu konudaki ezberler o kadar yerleşik ki bunları uyguladığımızda içinde düşündüğümüz histen bambaşka bir noktaya gelmiş oluyoruz. Gerçekten keşke içinde olmaktan dolayı iyi hissedeceğim mekanın bütününü oluşturabilsem. Ben bu hissi çok önemsiyorum. Yüksek cam binalar yapmak zorunda kalıyoruz mesela. Dışarıdan güzel görünen ama içerisinde iyi hissettirmeyen binalar yapıyoruz. Keşke bunları daha çok önemseyerek işler yapabilsek...

+Teknoloji
Dünya üzerindeki tek geçerli iş. Bir şeyi iş olarak yapacaksanız teknoloji üzerine çalışmanız lazım. Geri kalan işler onun peşinden sürükleniyor. Mimarlık pratiğinde şu an ortaya çıkan kütlenin tümü, mimarlık, proje üretim programlarındaki çizim tekniklerinin 3 boyutlu düşünmeyi rahatlatması ve bunun üzerine çıkan geometrilerle örülü. Tüm mimarlık tarihi bir şeyin yapılabilir olmasıyla gelişmiş. Sadece ihtiyaç ve istek değil yapabilmek de çok önemli. Çizim teknolojisinden tutun binayı inşa etme teknolojisine kadar yaptığımız işi bunların etrafında döndürüyoruz. O nedenle teknoloji tek gerçek vasıta.

+Sürdürülebilirlik
Sürdürülebilirliğin çok da doğru anlaşılmadığını düşünüyorum. Bu bize sertifikalar ve işletme yatırım maliyetleri yüksek olan unsurlar olarak geliyor. Basitleştirilebilir diye düşünüyorum ama biz bütününde maalesef daha ağır bedeller ödeyeceğimiz senaryolarla karşı karşıya kalıyoruz. Keşke hayatımıza daha kolay entegre etsek, daha çok değer versek. Ben sürdürülebilirliğin çok bilinen, hayatlarımızda geniş yere sahip olan bir olgu olmadığını, sadece konuşulan bir kavram olduğunu düşünüyorum.

KİŞİSEL...
+Ne okuyorsun
Hayatımda okuma üzerine 3 kategori var. İlki biyografi, özel ilgi alanım. İş Bankası Yayınlarının Nehir Söyleşileri’ni yıllardır okuyorum. Mesela, Celal Şengör, Halil İnalcık beni çok etkilemişti. Ne kadar küçük bir dünyada yaşadığımı gösteriyor bana.

İkincisi Orhan Pamuk. Orhan Pamuk aşığıyım. Ortaokulda Beyaz Kale ile başlamıştım. Bence Orhan Pamuk Türk romancılık tarihinde bir şeyi emek vererek yapmanın karşılığı. Ben çok keyif alıyorum. Okuduğumda beni doyuran, derinlikli bir kalemi var.

Üçüncüsü de daha popüler kitaplar. En son Murakami’yi okudum.

+Ne dinliyorsun
Spotify! Coldplay çok severim. Jazzy müzikleri ofiste çalışırken dinlemeyi seviyorum. Ertuğrul Özkök’ün listelerini çok dinliyorum.

+Ne izliyorsun
Netflix! Eskiden her Cuma sinemaya giderdik. Artık iyi film bulmakta zorlanıyorum. The Sinner diye bir diziyi izliyorum şimdi. Ağırlıklı bir dizi takip edip bitirene kadar izliyorum. Black Mirror gibi.

+Hobilerin
Benim için hep bulmak istediğim ama yakalayamadığım bir mecra J İşim hayatımı çok dolduruyor. Gece uyanıp işim hakkında bir konuyu düşündüğüm çok oluyor. Ama arkadaşlarımla vakit geçirmeyi, seyahat etmeyi çok seviyorum.

+Hayattaki olmazsa olmazın
Kesinlikle ailem, yeğenlerim... Ve çok klişe ama bir de sağlık.

+Mesleğin yenilerine vereceğin 3 tavsiye
Mimari ofisler itibariyle hep yeni nesillerle çalışıyoruz. Emek yoğun bir çalışma süreci gerektirdiğinden dolayı 20 yıl aynı ofiste çalışan kişi sayısı çok az. Hep bir döngü var. Şu dönemde yeni nesilde gördüğüm ve biraz şikayet gibi olan bir konu hayatla ilgili hiç bir motivasyonlarının olmaması. Evet bir işleri var ve ‘mimar’ olmaktan memnunlar ama konudan bihaberler... Çalışmak çok önemli. Mimarlık çalışmayla eşdeğer. Mimarlık sanatçılık değil. Teknik, ekonomik bir takım kısıtları var. Çok yoğun emek gerektiren bir meslek bu. Ben iş hayatımda öğrenciliğimde olmadığı kadar çalıştım. Bunun gerekliliğinin farkında olmaları şart.

İkincisi teknolojiyi takip etmeleri, bizim önümüzde olmaları lazım.

Üçüncüsü de mimarlığı sadece görsel bir şey çıkartma ve karşısına geçip beğenme işi olarak görmemeleri lazım. Tanımladığımız ve olması gereken konfor ve performansı öğrenilebilir şeyler olarak görüp üzerine gitmeleri lazım.

DİĞER RÖPORTAJLAR